28 Kasım 2011 Pazartesi

Bir dua...Bir şiir...


Ey Rabbim...
Bir beyaz güvercin gördüm, semalarda sana zikreden...
Bir uçan güvercin gördüm, sana benden daha yakın olan...
Bir nurlu güvercin gördüm, senin nurunla zikrediyordu...
Utandım Rabbim, utandım...
Benden daha küçük ve güçsüz bir güvercinin sana olan aşkından utandım.
Oysa ki, ona değil bana verdin tüm güzellikleri...
Ona değil, bana sundun tüm olanakları...
Peki ya ben ne yaptım, aman ya Rabbi...
Ben sana o güvercin kadar bile kulluk edemedim.

Ey Rabbim...
Semaya doğru açtım ellerimi, ya Rab sen affeyle beni...
O küçücük güvercin gibi bende yanıp tutuşayım bir tek senin aşkından...
Ben de, o masum güvercin gibi zikredeyim her daim ismini...
İçimi öyle aşkınla yak ki Rabbim...
Senin için akıttığım gözyaşlarım, sana gözlerimi feda etsin...
Senin uğrunda kör etsin de, dünyadaki o gaflet ve nefislik şeyleri gözlerim görmesin...
Öyle bir uğultu ver ki, hiç bir kötü söz duymasın bu kulaklarım...
Sadece kendi zikrimi hissedeyim de huzura erenlerden olayım...
Dilimi öyle bir lâl et ki, her türlü küfür ve isyandan uzak etsin beni...
Senin ismini ben kalbimle de zikrederim, ya Rabbi...
Yeter ki sen lâl et dilimi...

Ey Rabbim...
İçime öyle bir iman kuvveti ver ki, kalbim her attığında seni hatırlatsın...
Ve kalbim her attığında da ismini zikrettirsin bana...
Öyle bir iman kuvveti ver ki, H.z. Muhammed Mustafa (sav) gibi namaz kılmak nasip olsun.
Her Kuran-I Kerim okurken, gözyaşlarım bir de orada ki mânâlara aksın...
Sen yaradansın ve her şeyi görüp, işitensin...
Benim bu dualarımı da bilirim duyarsın...
Sana en yakın olan yerdeyim ya Rabbi, secde de açtım semaya doğru ellerimi....
Gözyaşlarımla yalvarıyorum, beni de erenlerinden kabul eyle..
Bana da iman kuvveti ver.
Ya Rabbi, hava da uçuşan güvercin gibi beni de aşkınla ödüllendir.
Beni de o mübarek subuti sıfatı görmeyi nail eyle...
AMiN....

24 Kasım 2011 Perşembe

Efendimiz (s.a.v.)'in önünde cennete giren sahabi


Fahr-i Kâinât Efendimiz, bir gece rüyâsında Bilâl (r.a)'ı görmüştü. Sabahleyin müezzini Bilâl'i yanına çağırdı ve ona:

"Bilâl! Dün gece cennette, senin ayakkabılarının tıkırtısını önümde duydum. Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin?" *diye sordu.

Bilâl (ra) da:

"Yâ Rasûlallâh, ne zaman küçük bir günah işlesem arkasından hemen kalkıp iki rekât namaz kılarım. Abdestim bozulduğunda da hemen abdest alırım." dedi.

Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

"-İşte bunun sâyesinde!" buyurdular. (İbn-i Huzeyme, *Sahîh, *Beyrut 1970,II, 213/1209)

22 Kasım 2011 Salı

Çalışan Anne Olmak

Çalışmak için kızımdan ayrılalı yaklaşık üç buçuk sene geçti ve ben bu üç buçuk sene içinde her gün içimde bir sızı hissediyorum ayılırken. Geçen gün yine duygusal anıma denk geldi ve şu satırlar döküldü kağıda:
"Çalışan anne olmak ince bir sızıyla başlar. Her geçen gün daha da artan bir sızıdır. Yavrusunun ruhundaki fırtınaları dindirememektir. Onun sorularına cevap verememektir. Ardınızdan akıtılan göz yaşlarını  dindirememektir. “Ben seninleyken çok mutluyum, lütfen gitme” cümlesi karşısında ezilip bükülmektir. Sonra göz yaşlarına boğulmaktır çaresizlik içinde.. O uyuduktan sonra hıçkırıklarla ağlamaktır.. Ne yapacağını bilememektir.. Yaradan’a sığınmaktır bir yol göstermesi için..
Çalışan anne olmak mecburen yapmaktır bazı şeyleri.. Yavrusunun en çok ihtiyacı olan anne sevgisini başkasından almasını , oyun ihtiyacını da kreşten karşılamasını sağlamaktır. Sabahın nurunda onunla yollara dökülmektir yaz - kış demeden. Yarı uykulu gözlerle onu kreşe bırakmaktır..ya da bir bakıcıya..ya da büyük anneye.. Uyurken bırakılan minik yavrunun gözlerini ilk açtığında sizi görememesidir. İhtiyacı olduğu zamandaki sevgiyi verememektir. İstediği zaman yanında olamamaktır. Sütünü doya doya verememektir. Sütle birlikte sevgi emen yavruyu ondan mahrum bırakmaktır. Ve birçok şeyden mahrum bırakmaktırL
Annelik sevgidir..Şefkattir.. Fedakarlıktır.. Kalbinin, ruhunun, gönlünün, aklının her an yavrusuyla olmasıdır.. Yavrusunun canı yandığında en çok canı yanandır anne. Gözü hep ardında kalmaktır annelik.. Mis gibi aile kokan evde yavrusuyla huzur bulandır anne.. Miniğinin ilk cümlelerine hayretle bakmaktır annelik.. Söylediği her şeyi sabırla dinlemektir.. Onunla doya doya konuşmaktır.. Ona sarılıp uyumaktır.. Kısacası annelik çok şeydir bir evlat için.. Ama en acısı da sabah işe gitmek için evden ayrılırken hissedilen sızının hep devam etmesidir.. Ve her gün hayatı sorgulamaktır “Ne zamana kadar?” diye.."

Yeniden merhaba..

Merhabalar,

Epey zaman olmuş birşeyler yazmayalı. Şöyle bir baktım da tam tamına iki sene olmuş. Bu süre zarfında kızımın bloğuna daha çok zaman ayırdım sanırım:) Artık buraya da bir şeyler ekleme zamanının geldiği düşüncesindeyim. Diğer taraftan buraya taşıdım artık bloğumu. Veee eski bloğumdaki tüm yazılar daha canlı bir şekilde artık burada sizlerle.

Bundan sonraki günlerde yeni yazı ve paylaşımlarımla karşınızda olacağım inşallah..

9 Nisan 2009 Perşembe

Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ardından...


Bir ölüm insanları bu kadar mı derinden etkiler? Bir ölüm insana bu kadar mı yakışır? Meleklerin kefenlediği güzel insan; Ölümünün ardından bu kadar yaşlı gözler bırakacağın aklına gelir miydi hiç? Ve o akıtılan gözyaşlarının kaynağının Allah aşkı olduğunu ve buna vesile olabileceğini düşünebilir miydin? Hayattayken çektiğin sıkıntılara sabredip ümit var olan sen öyle hüzünlendirdin ki bizleri. Seni her görüşümüzde, o anlamlı şiirini her dinleyişimizde ve seninle ilgili yazıları her okuyuşumuzda gözlerimiz yaşla doluyor. O yaşlar akarken şehadete doğru koşan insanların ardından ağlamak nasıl oluyorsa işte öyle ağlıyoruz. Rabbimizin sevgili kullarının ardından nasıl ağlıyorsak öyle ağlıyoruz. Peygamber (s.a.v.)’e kavuştuğunu düşündüğümüz kişilerin ardından nasıl ağlıyorsak öyle ağlıyoruz. Kısacası, Allah için ağlamak nasıl oluyorsa senin ardından da öyle ağlıyoruz.

Hani Allah’ın sevgili kulları vardır da yaşarken kimse onların farkında değildir; ancak öldüklerinde ortaya çıkar ne denli Allah’a yakın oldukları. Böyle bir insanı kaybetmek ve Rabbine kavuşmasına şahit olmak ne denli hüzün ve mutluluk gözyaşları akıttıtıyorsa insana, işte senin ardından akıttığımız gözyaşları da bu duygularla akıyor. Gözyaşlarının ardından Allah aşkıyla doluyor kalbimiz ve sanki oradaki bütün kirleri temizliyor..Tıpkı kar tanelerinin senin üzerindekileri temizlediği gibi..

Rabbim de senin günahlarını temizlesin inşallah...
Çektiğin sıkıntıları günahlarına kefaret saysın inşallah...
Ve her kar tanesini bir meleğine verip seni meleklerine kefenletti inşallah...

Makamın cennet olsun inşallah...

O güzel şiirini de paylaşıyorum:

ÜŞÜYORUM

Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum.

Muhsin YAZICIOĞLU

11 Mart 2009 Çarşamba

Gülsimamız Bir Yaşında


28 Şubat 2009 tarihinde biricik kızımız Gülsimamız bir yaşını doldurdu. Teyzemler ve dayımlarla yaptığımız aylık muhabbetimizi de bizim evde yaptık. Hem kızımızın doğum günü anısına güzel bir gün geçirdik hem de göremediğimiz akrabalarımzla hasret giderdik. Ayrıca herkesin evinde yapıp getirdiği pasta börekler de çok lezzetliydi. Biz de ayrıca kızımıza güzel bir pasta yaptırıdk. Açıkçası pastanın görüntüsü herkesin çok hoşuna gitti:) Tam çocuklara göre bir pasta oldu. Bakmak isteyen kızımın bloğunu ziyaret edebilir:) Ayrıca kızım için önemli olan doğum günü ayrıntıları da orada anlatılıyor.

Benim için önemli olan diğer bir husus da babamın yaptığı konuşmaydı. Zaten babam aylık toplantılarımızda her zaman güzel bir konu hakkında sohbet verir, sohbet sonrasında da eski mektuplardan okuyarak insanları maziye götürürdü. O gün de aynı şekilde Gülsima’nın doğumgünü anısına bir konuşma yaptı. Duygu ve düşüncelerini dile getirdi. Daha sonra da askerdeyken halamın benim adıma yazmış olduğu mektubu okudu. Çok sevindim. Hiç görmemiştim o mektbu. Aynı ben de Gülsima gibiyken halam benim ağzımdan babama mektup yazmış ve o zamanlar yaptığım şeyleri dile getirmişti. Çok mutlu oldum:)

Ayrıca güzel bir şiir de yazmış babam aileyle ilgili. Şiirin sonu minik kızımızı da kapsıyor. Şiir şöyle: 
MAZİYE BAKIP BUGÜNÜ YAŞAMAK

Geçen günlerimize baktığımızda,
Ne kadar güzel günler yaşamışız,
Nişan günü alyansı taktığımızda,
Hayatın güzelliğine ilk adımı atmışız.

Sevgi çekirdeğini ekmişiz gönlümüze,
Aşk pınarından sevda suyu taşımışız,
Posta ile gönderdiğimiz o mektuplara,
Geleceğe ait güzel hayaller yazmışız.

Bahar geldiğinde yuva yapan kuşlar gibi,
Bahar günü biz de bir yuva yapmışız,
İstikbale umutla bakan gönül bahçemize,
Mutluluk ağacı dikip sevgi ile sulamışız.

Zaman tünelinden geçerken ağacımızda,
Yapraklar yeşermiş sevgi çiçekleri açmış,
Gül bahçesini andıran küçük yuvamızda,
O güzel hayallerimizle başbaşa kalmışız.

Mutluluk rüzgârları eserken her yanımızda,
Bahçemizin çiçekleri çocuklarımız olmuş,
Aldığımız her nefes, attığımız her adımda,
Çocuklarımızla gülüp, onlarla ağlamışız.

Her daim şükretmişiz yüce Yaradan'a
Verdiği nimetler karşısında aciz kalmışız.
Şimdi bir çiçek daha açmış bu yuvamızda,
Gül sîmasına bakıp ona hayran kalmışız.

Mustafa ERDOĞMUŞ
İşte böyle duygu yüklü bir babam var benim. Rabbim herkese böyle bir baba nasip etsin inşallah. Minik kızımın da doğum gününü kutluyor, geleceğin ona güzel günler getirmesini diliyorum. Rabbim onu bütün kötülüklerden korusun inşallah.

19 Ekim 2008 Pazar

Çitli Ev Hayali


Küçüklüğümden beri hayallerimi ahşap, iki katlı, etrafı çevrili evler süslemiştir. Kalemi elime aldığım çoğu zamanlarda etrafı çitli bir ev resmi çizmek adet haline gelmiştir bende. İlkokuldayken bu evlerin arkasını bir dağ ve önünden akan bir nehirle süslerdim. Nehirin üzerinden geçen tahta köprüyü de eksik etmezdim tabiî kiJ Yıllar sonra üniversite defterlerimin arkasına bile bu evlerden çizerdim ders dinlerken. Amatörce çizilen bu evler sıcacık bir aile yuvasını anımsatır bana. Ekmeğini alın teriyle kazanan bir baba, hoşgörülü bir anne ve onlara sevgi ve saygıyla bağlı çocuklar. Belki de bu şekilde bir dua niyeti bu resimleri çizmeme sebep olmuştur kim bilirJ Böyle bir duayla yola çıktığım hayat arkadaşımın çizdiği çitli ev resimleri ise bu duanın daha da ötesine götürüyor beni. Ayrıntıları müthiş bir beceriyle çizebilen eşimin ellerine sağlık diyorum:)


Tevafuktur ki bu sene dünyaya gelen bebeğimiz aldığımız oda takımının dolabının üzerinde de çitli bir ev dekoru var. Zaten o takımı beğenmeme sebep olan ayrıntılardan biri de o çitli evdi:) Uzmanlar hayallerimizi süsleyen öğelerin resmini çizmemizi önerirler ya, ben de yıllardır fark etmeden çizmişim bu resimleri. Kim bilir gün gelir belki gerçek olur... 

Eklediğim resimler eşime ait. Bebeğimizin dolabındaki çitli ev dekorunun resmini de  ekliyorum:)

17 Ekim 2008 Cuma

Edeb Ya Hu...


Okumuş olduğum bir kitapta Abdullah bin Mubarek'in şu sözü edebde gevşek davranmanın bizi nerelere sürüklediğini gözler önüne seriyor:

"Edepli davranmakta gevşeklik gösteren kimse, sünnetlerden mahrumiyet ile cezalandırılır. Sünnetleri edada gevşeklik gösteren kimse, bir gün gelir farzlardan mahrum bırakılır. Farzlarda gevşeklik gösteren kimsenin akıbeti ise marifetten mahrum kalmaktır."

22 Ağustos 2008 Cuma

Sevgili Kardeşim Burak

Bugün kardeşimin doğumgünü olması münasebetiyle yazdığım aşağıdaki yazımı ona armağan ediyorum. Şu anda Amerika'da olduğundan ona ancak böyle bir hediyenin ulaşması mümkün görünüyor. Kardeşim, doğumgününü kutlar hayırlara vesile olmasını temenni ederim. Bak bakalım ablan seni nasıl anlatmış:

Üç yaşında bir çocuğun masum bir şekilde pencereden bakışı canlanıyor gözlerimde. Yıl 1986… 23 Ağustos 1986 olduğunu tahmin ediyorum, yani senin doğumundan bir gün sonra. Seni ilk gördüğüm an, babamın kucağında battaniyeye sarılmış olarak merdivenlerden çıkartılış anıydı. Evet, bir kardeş gelmişti evimize. İlk kardeşlik hissini seninle yaşadım ben. Seni yatağa yatırdıklarında yanına gelip sessizce seni sevdiğimi ve sana “Ömer” diye seslendiğimi hatırlıyorum. Bu ismi bana kim söyledi bilmiyorum ama o anki çocukluk hislerimle nedense adının Ömer olduğunu zannediyordum. Hz. Ömer gibi adaletli aynı zamanda karizmatik bir yapıya sahip olacağını kim bilebilirdi ki o zamanlar.

Kardeşim benim… Kız evladın sevgisiyle gelişen yuvamıza bir erkek evlat sevgisi kazandırdın sen. Doğumun gerçekten mutluluk getirdi ailemize. Seni gerçekten çok sevdim ben ve asla kıskançlık gibi bir hisse kapılmadım sana karşı. Seni Ömer diye severken babamız adının “Burak” olmasına karar verdi. Sonradan öğrenmiştim ki Burak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in miraca çıkarken bindiği bineğin adıymış. O kadar hızlıymış ki bir adımı gözün gördüğü yerin çok ötelerindeymiş. İnsanlar isimleriyle anılırlar ya kardeşim sen de gerçekten Buraklığını gösterdin yıllar sonra. Uzun boylu, atik, çevik ve karizmatik bir delikanlı oldun. Rabbim Efendimiz (s.a.v.)’e komşu eylesin seni inşallah.

Aramızda fazla yaş farkı yoktu (sadece üç yaş), seninle hep iyi anlaştık kardeşim. Arada sırada yaptığımız kavgalarda bana karşı o güçlü bileğini kullanmadığını anlayınca içindeki merhamet hislerinin güçlü olduğunu hissetmiştim.


Senin üzerinde Rabbimizin ayrı bir lütfu var sanki canım kardeşim. Olmaz gibi görünen işlerin zor da olsa sonunda hayırlı neticeler veriyor. İlkokuldan sonra gitmeni çok istediğimiz Anadolu imam hatip lisesine son anda girmeyi başarman bizi çok sevindirmişti. O zamanki Burak gözümde canlanıyor da ne kadar masum ve sevimliydin. Çevrede gördüğümüz ahlaksız ve iffetsiz insanların yanında arınmış bir halin vardı sanki. Başka bir okula layık olamazdın sen. Zaten o andan itibaren başlamadı mı hayatla mücadelen?

 

Ortaokulu bitirdiğinde imam-hatip lisesinden almaya karar vermiştik seni. Puan kesilmesi sebebiyle üniversitede iyi bir bölüme giremeyebilirdin ve geleceğin kararabilirdi. Tabii ki bunlar işin maddi boyutuydu. Biz de o an için bu düşüncelerin kurbanı olmuştuk. Liselere geçiş sınavında babam imam hatip okulundan alıp herhangi bir süper liseye kayıt yaptırmıştı. Sen o zamanlar belki bir şey diyememiştin ama kafanda kim bilir ne düşünceler geçiyordu.

Okulun ilk açıldığı gün ailece gitmiştik o okula. Okulun bahçesinde kalabalık bir öğrenci grubu hâkimdi. Bizim imam hatip okulundan her sene görmeye alıştığımız bir manzara yoktu. İmam hatip lisesindeyken okulun ilk günü genellikle okulun dereceye girmiş öğrencileri tanıtılır ve o öğrencilere hediyeler verilirdi. Ayrıca çeşitli yarışmalarda başarılar kazanmış öğrenciler çıkıp konuşma yaparlardı. Müdürümüz de bu başarıların devam etmesi dilekleriyle konuşmasını tamamlardı.

Ancak o gün, hiç alışkın olmadığımız bir okulda, hiç alışkın olmadığımız bir ortamla karşılaşmıştık. Okul müdürü okuldaki disiplinsizliklerden ve ahlaksızlıklardan bahsediyordu. İffetten uzak, eteklerini bellerine doğru kıvıran kızlarla saçlarını türlü şekillere sokan erkek öğrencilerin yanında sen çok masum ve temiz kalıyordun kardeşim. Annem ve babam da çok üzülmüş ve düşüncelere dalmışlardı bu manzara karşısında.

O gün içerisinde babam hepimizin görüşünü aldıktan sonra seni o okuldan almaya karar verdi. Akrabalardan tepki verenler olmadı değil. “Yapma, çocuğun geleceğini karartma!” sözlerine kulak vermedi babam. O, bunu sırf Allah rızası için yapıyordu ve biliyordu ki gün gelecek Allah sana bir kapı açacaktı. Ben de buna gönülden inanıyor ve Rabbimin bir mucize göstermesi için hep dua ediyordum.

Ve aradan yıllar geçti, beklenen mucize gerçekleşti. O sene (2004 senesi) üniversite sınavlarına hazırlanıyordun. İmam-Hatip lisesinde okuman görünürde iyi bir yere girmene engeldi. Ama olmazları olduran Rabbim bizimleydi muhakkak o sene, ben Kıbrıs’da üniversite son sınıftaydım (Ben de başörtü probleminden dolayı oraya gitmiştim). Oradaki özel okulların ücreti buradakiler kadar pahalı değildi ve alınan belirli bir puanla güzel bir bölüme girilebilinirdi. Ve kardeşim orası senin için de hayırlı bir kapı oldu. İyi bir puan alarak Doğu Akdeniz Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği bölümünü kazandın. Okulda ilk sene çok başarı gösterip Bursa Uludağ Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptın. Belki normal bir liseden mezun olsaydın o üniversiteyi kazanamayabilecektin.






Bu durum bizi çok mutlu etmişti. Sonunda Rabbimizin lütfuna nail olmuştuk. Rabbim bundan sonraki hayatında atacağın her adımın Hak yolda olmasını nasip eylesin inşallah.

Bu sene mezun oldun ve şu anda Amerika’ya gittin dilini geliştirmek için. Seni dört gözle bekliyoruz canım kardeşim. Her şey gönlünce olsun inşallah.

Seni çok seviyoruz…

6 Ağustos 2008 Çarşamba

O ve Ben


Necip Fazıl’ın bir diğer kitabı “O ve Ben” büyük zat Abdulhakim Arvasî Hazretlerini anlatıyor. İbretli sözleri, olayları yorumlaması ve yazarı etkileyen müsbet yönleriyle tam bir maneviyat eri Abdulhakim Arvasî Hazretleri. Kitaptan aldığım kısa notlarla sizleri baş başa bırakıyorum:

Abdulhakim Arvasi Hazretleri Hz. İsa (a.s.) hakkında:
“Babasız hak peygamberdir. Hz. İsa melekiyette en üstün derecedeydi, ona nisbetle bir eksiği vardı. Beşeriyeti”

***
Besmelesiz kesilen bir hayvanın etini yemekteki mahzuru öne süren birine:
“Sen yerken Besmele çekiyorsun ya ona bak!”

***
Necip Fazıl bir yazısına “Ya M…” diye başlamıştı. Abdulhakim Arvasi Hazretleri:
“Onu çıkar oradan. Allah’ın Resulü’ne has ismiyle ve nida sigasıyla hitap olunmaz.
“Niçin Efendim?”
“Haya meselesi!... Allah bile Kur’an’da sevgilisine has ismiyle nida ederk hitap etmedi.”

***
“Keşke bizim ilmimiz O (s.a.v.)’nun ümmiliğinin ayak tozuna erişebilse.”

***
“Ferhad’ın sevgilisine kavuşmak için deldiği dağ, benim devirmek borcunda olduğum nefse göre bir kum tanesi.”

***
“Nefse kırk yıl ekşi ayranı bile çok gören bir veliyi hatırlıyorum da, onu kırk yıldır ne kuş sütleriyle beslediğim gözümün önüne geliyor ve…”

***
Anası ve babası kafir bir evladın onlara karşı vaziyeti?
“Anasını veya babasını bu sıfatlarından dolayı sever ve korur; küfürlerinden ötürü de uzaklık duygusunu asla kaybetmez ve onları uygun şekilde imana davet etmekten vazgeçmez.”

***
“Allah sırrını eminine verir, bilen söylemez, söyleyen bilmez.”

***
“Allah’a malik olan nende mahrumdur;
Allah’tan mahrum olan neye malik?”

***
Bir gün Eyüb’de dedim ki:
“Efendim, ben size rabıtaya başladım.
Son derece nazlı “Hayır” derken “Evet” diye haykıran bir eda ile reddettiler; ve rabıtanın ancak “Altun Silsile” büyüklerine mesela Mevlana Halid Hazretlerine olabileceğini söylediler.
Fakat Şakircik Efendi Hazretleri’nin arkasına geçti; kendilerine göstermeden eliyle pek iyi yaptığımı, yaptığımın tam isabet olduğunu anlatan işaretler verdiler.
Efendi Hazretleri, nazlıların nazlısı, mahcup, sükût buyurdular, yani hiçbir şey anlamamış göründüler.
***
“Allah’ın sevgilisi (s.a.v.) insanî hakikat olarak bir çobandan farksız; Muhammedî hakikat bakımından tek ve eşsiz…”

***
“Her anılışta, her hatıra gelişte, her an; salât ve selam O (s.a.v.)’na olsun.”

***
NAZAR

-Nazar?... Göz değmesi
“Haktır. İşte ölçüsü. Nazar erkeği kabre ve deveyi çömleğe sokar.”İlacı ne?
“Nun vel’Kalem suresinin son iki ayeti”

***
Biri kendilerine demiş ki:
“Allah bize adliyle tecelli etsin.”
“Allah bize fazlıyla tecelli etsin. Bizi fazlıyla korusun… Adliyle tecelli ederse yanarız.” Buyurmuşlar.

***
İngilizler hakkında buyurdular:
“İslam düşmanı olduğu halde bilmeksizin İslam ahlakına en yakın Avrupalı millet.”

***
Kapalı Çarşı’da bir dükkancı:
“Efendi Hazretleri, dua edin de Allah Muhammed ümmetini kurtarsın.”
“Siz bana Muhammed ümmetini gösterin; ben de size onun kurtulduğunu haber vereyim… Nerede o ümmet?”