28 Aralık 2025 Pazar

Acele İşe Şeytan Nasıl Karışır?



Sekine hali, bebeklik döneminde içinde bulunduğumuz endişeden uzak, huzur ve güven halidir. Zaman geçtikçe ve hayatla yoğruldukça bu durum dönüşmeye başlar. Korku, kaygı, heyecan, öfke, mutluluk, şaşkınlık vs. gibi farklı duygularla tanışırız. Bu duygular yaşam içerisinde etkileşim içinde bulunduğumuz kişilerin tavırlarından yada yaşanılan olumlu/olumsuz hatıralardan kaynaklanır. Acelecilik de fıtrattan gelen ve çevrenin etkisiyle fazlalaşan bir durumdur.


Fatma Bayram hocanın “Elmalılı Hamdi Yazır ile Kur’an Sohbetleri” kitabını okurken şu ayete rastladım:


“İnsan aceleden yaratılmıştır” (Enbiya Sûresi, 37) 

 

Peygamberimiz (sav) de “Acele şeytandandır” buyuruyor. 


Demek ki fıtratımızda var olan bu şeytani durumu köpürtmek değil üzerimizden atmaya çalışmamız daha doğru olacaktır.


Hayata atılmaya başlarken çevreden duyduğumuz “çabuk ol, acele et, çok yavaşsın, haydi haydi” şeklinde sözler bizi aceleci olmaya ve hızlanmaya iter.  Hızlandıkça bir kaç işi birden halletmeye çalışır, hepsinin altından kalkabilmek için daha da hızlanırız. Bedenimizle birlikte zihnimiz de hızlanır.

Zihin hızlandığında ise baktığımızı göremez, işittiğimizi duyamaz, tattığımızı hissedemez hale geliriz. Bu esnada hayatın tadını da kaçırmış oluruz.


Güzel bir manzaranın altında “an”ı yaşamak varken hızla çekip birilerine gönderdiğimiz fotoğraflara sıkıştırmaya çalışırız kendimizi. Bir işi aceleyle bitirmeye uğraşırken bizden yardım isteyen çocuğumuzun farkında olmayız. Hızlı hızlı kaydırarak izlediğimiz videolarda gezinirken, verimli geçireceğimiz vakitleri nasıl da ertelediğimizi düşünmeyiz. Ve maalesef, önemli(!) bir işe yetişebilmek için namazımızı da huşusuz bir şekilde çarçabuk bitiririz. Halbuki namazla ilgili İhsan Şenocak hocamızın şu sözü çok etkileyicidir:


“Mâsivadan mâveraya yürüyüş anlamına gelen huşu’ namazın ruhudur. Namazın secdesinde, rükusunda acele etme! Unutma ki gecikmesinden korktuğun her ne varsa hepsi huzurunda durduğun Rabbinin tasarrufundadır. Vakit daraldığında bir şey hızlı eda edilecekse bu namaz değil işin olsun!”


Hız ve haz çağının tam ortasında yaşarken aceleci olmamak mümkün değil gibi... Çevremizdeki her şey bizi buna itiyor. Zihin dünyamız öyle hızlı dönüyor ki yavaşlığa ve yavaş insanlara tahammül edemez hale geldik. İnternetteki videoların süreleri bile azaldı artık. Çünkü onları bile dinlemeye dayanamıyor, ya ilerleterek dinliyor yada oynatma hızını arttırıyoruz. Belki şu anda bu yazıyı bile okumaya tahammül edemiyorsunuz.


Diğer taraftan reklamlar da bizi hızlanmaya ve hızlı tüketmeye yönlendiriyor. Ürünleri satın aldıktan sonra yaşadığımız kısa mutluluk yerini doyumsuzluğa bırakıyor. Aceleci olarak yaratılan bizler ihtiyacımız olmadığı halde bir başkasını sonra diğer bir başkasını sonra diğer bir başkasını alıyoruz. Ve bunun sonu gelmiyor… Mutluluğa kavuşmayı umarken doyumsuzluk, tükenmişlik ve öfke duyguları ortaya çıkıyor.


Acele ve öfke arasında da bir bağ vardır. Rasûlullah (sav) ayrı ayrı sözlerinde acelenin ve öfkenin şeytandan olduğunu belirtmiştir. İşte bu ikisinin de şeytandan olması aralarındaki bağı kuvvetlendirir. 


Öfkeli insan kendine hakim olamayan aceleci bir insandır. Kendini tutabilen, sabırlı, öngörülü, kısacası Rabbimizin “Halîm” ismini üzerinde taşıyan insan çabuk öfkelenmez. Tıpkı Rabbimiz gibi…Cezalandırmaya gücü yettiği halde sabreden Rabb en küçük hatamızda bizi cezalandırsaydı halimiz nice olurdu? O’nun nadide kulları olan bizler de O’nun “Halîm” esmasına sığınabiliriz. Bu ismi hissederek ve öyle olmayı dileyerek tespih tespih çekebiliriz. Çektikçe sakinleşir, uysallaşır, tefekküre dalar, haklı olsak bile susabiliriz. Hatta bunun için kendimize hayret ederiz.


Sonuç olarak yazımı Kemal Sayar’ın “Yavaşla” isimli kitabındaki sözleriyle tamamlamak istiyorum:


“Telaş ve acelecilik toplumuna karşı teenni ve sükûnet toplumunu diriltmemiz gerekiyor. Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz.”



Fethiye 



Teenni: İlerisini düşünerek, ihtiyatlı davranarak acele etmeden iş görme, düşünceli hareket etme


https://www.lugatim.com


Foto: istockphoto

18 Aralık 2025 Perşembe

Akrabalık Bağını Koruyanlar Kazanır




Yakın zamanda umreye gitme hazırlığı yapan bir arkadaşın üzüntüsünü işittim. Mübarek topraklara gidecek olmanın verdiği heves yerine, geldikten sonra evin düzenlenmesi, hazırlık yapılması, misafir ağırlanması gibi gaileler içine girmişti. Sonra düşündüm de yaşadığımız ülkenin bir ferdi olarak hemen hemen hepimiz istemesek de bu telaşeler içerisinde bulunuyoruz. Özellikle her şeyin pür-i pak ve mükemmel olmasını isteyen bir yapımız varsa gailemiz kat be kat artıyor. Böyle durumlarda şöyle bir hayale dalıyoruz: 


“Mübarek topraklarda yaptığımız ibadetlerin hazzı ve maneviyatıyla  evimize döndüğümüzde bizi duygusal halde karşılayan yakınlarımız olsa… Onlarla hasret gidersek… Sonra evimize geçtiğimizde akrabalarımız yemekleri hazır etse… Ev bir güzel temizlenmiş olsa… Biz direkt sofraya oturup keyfimize baksak… Ertesi gün ve diğer günler de bu yemekler hepimize yetse… Nasıl olsa dünya telaşına dalacağım. En azından bundan bir müddet daha uzak kalsam…”


Böyle bir hayalin gerçekleştiği bir aileye sahibim çok şükür. Bu yazıyı yazmama vesile olan Havva yengem ve Mustafa dayım umreden geldiklerinde böyle bir ortamla karşılaştıklarında çok mutlu oldular.  Annem ve teyzemler onlar gelmeden yemek yapıp evlerine götürmüş, kızları da evi hazır edip anne babalarını karşılamak üzere havaalanına gitmişlerdi. Havva yengem mutluluğunu bana ifade ederken, geldikten sonra hasta olduklarını, yapılan yemeklerin kendilerine yaklaşık bir hafta yettiğini, böyle bir ailemiz olduğu için çok kısmetli olduğumuzu, ne kadar teşekkür etsem de bunun az olduğunu söyledi ve ailenin önemine binaen benden bir yazı yazmamı rica etti.  


Benim için de aile olmak çok önemli. Sağlıklı bir toplum sağlıklı aileden meydana gelen bireylerden oluşur. Herkes kendi çekirdek ailesinde kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadan yaşamaya devam edebilir. Ancak biz bu dünyaya sadece kendi hayatımızı yaşamaya gelmedik. Başka hayatlara da hayat olmaya, onlara can katmaya, bağ kurmaya geldik. “Sıla-ı rahim” diye bir kavramdan bahsediyor Peygamberimiz (sav) ve diyor ki:


“Sıla-i rahim, Rahmân olan Allah’tan bir bağdır. Kim onunla irtibatını sürdürürse Allah da onunla irtibatını sürdürür; kim de onu koparırsa Allah da o kimseyle ilişkisini koparır.” (Tirmizî, Birr, 16)


Şimdi düşünelim bakalım... Sebepli yada sebepsiz akrabalarıyla küsen birçok insan var. Hatta “küs kurtul, dertlerle uğraşma” anlayışı hâkim toplumda. Peki bu küsme sonucunda akrabasıyla bağını koparan kişiyle Allah da bağını koparırsa ne olacak?Rabbiyle bağı koptuktan sonra o kişi hayatını yaşamaya devam etse ne faydası olacak?


Aile bağlarını korumak için zorlanabiliriz. İnsanları bir araya getirmek, onlar için bir şeyler yapmak külfet gelebilir. Yeri gelir alışkın olmadığımız sözlere ve tavırlara sabretmemiz gerekir, yeri gelir susmamız gerekir, yeri gelir alttan almamız gerekir. Amaç Allah’ın rızasını kazanıp insanların gönlünü hoş tutmaksa emin olun bu zorluklar hayatımıza “rahmet” olarak geri dönecektir. Belki bunu sonradan, yaşayarak göreceğiz. Belki çok istediğimiz bir hayale kavuşacağız, belki çocuklarımızdan dolayı yüzümüz gülecek, belki maddi-manevi kazançlar elde edeceğiz. Bu dünyada hiçbiri olmasa da öte alemde bizleri güzel şeylerin beklediğine inancımız tam çok şükür.


Aksi taktirde aile olarak bir araya geldiğimizde büyüklerin yanında küçüklüğümüzü bilmezsek, sürekli kendimizi savunacak tartışmalara girip hak savunuculuğu yaparsak ve üslûbumuza dikkat etmezsek bunun bize kazandıracağı hiçbir şey olmayacak. Haklı olsak bile kimse anlamayacak. 


Bu açıklamalarımdan sürekli susmak zorunda olma gerekliliği ortaya çıkmasın. Öncelikle dinî hassasiyetleri öteleyen davranışlar varsa susmak yanlıştır. Bununla birlikte diğer hususlarda üslûbumuza, ses tonumuza, tavırlarımıza ve davranışlarımıza dikkat edelim. O zaman büyükler de bizi anlar, haklı olduğunu savunduğumuz fikirlerimiz de anlaşılır, kalpler de birbirinden soğumamış olur. Unutmayalım ki kalpler soğursa aile bağları kopar. İnsanlar birbirinden yüz çevirir. Sıla-ı rahim kaybolur. Bunu gören Yaradan da insanlardan yüz çevirir. Belki de bu durumlara daha çok kadınlar sebebiyet verdiğinden Allahu Teâla “Kadınlar” ismini verdiği “Nisa” sûresinin daha ilk ayetinde bizleri sıkı sıkı şöyle uyarıyor:


“…Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının...”

(Nisa Sûresi, 1)


Rabbim tüm mü’minlerin kalplerini birbirine bağlasın ve bizleri aile ve akrabalık bağına riayet edenlerden eylesin… Amin


Fethiye


Foto: pixabay.com 

18 Kasım 2025 Salı

Biyografi: İyi Niyetli Esra Ablam




Biyografi serisinde Esra ablamı yazmazsam olmaz diye düşünüyorum. O benim küçüklüğümden büyüklüğüme hayatımdaki en önemli kişilerden… Gerçek ablam olsa o kadar olmazdı belki… İlklerim hep onunla oldu… İlkleri onda gördüm… İlkleri ondan öğrendim… Telefon rehberimin de ilk sırasında o var😉


Küçüklüğüm onunla güzelleşti. Onunla birlikte vakit geçirmek sonsuz mutluluktu benim için. Beni dinleyen, beni ben olduğum için sevenlerdendi. Sevincimizi, üzüntümüzü, korkumuzu, sevgimizi birlikte paylaşırdık. Yeni Levent’te oturdukları zaman onlara gider, birkaç gün orada kalırdık. Dönüşümüz çok hüzünlü olurdu. Ağlayarak ayrılırdık. Onlar da bize geldiklerinde aynı durum yaşanırdı. Yer yatağında birlikte yatar, gece konuşmaktan uyuyamazdık. 


Henüz okula başlamadığım zamanlarda ilkokula giderken beni okuluna götürmüştü görmem için. Okul ortamını ilk onunla tanımıştım. Arkadaşlarıyla tanıştırmıştı beni… Evi oyuncak dolu bir arkadaşının evine götürmüştü. Barbie bebeği ilk ondan öğrenmiştim, rotring kalemi, flüt çalmayı, kan kardeş olmayı, hatıra defteri tutmayı, kartpostal biriktirmeyi, dantel örmeyi, salata yapmayı, ağaca çıkmayı da ondan öğrenmiştim… Sonra lambada oynamayı, oje sürmeyi, süslenmeyi püslenmeyi… 


Esra ablam hayatının her aşamasında giyimine, kuşamına tepeden tırnağa dikkat eden bakımlı biri oldu… Dış görünüşe, güzelliğe önem verir. Renkli gözlü ve sarışınlar onun güzellik algısındadır hep. Küçüklüğümüzde Naciye teyzem ikimize farklı renkte aynı kıyafetler dikerdi. Birlikte giyinmek çok hoşuma giderdi.


Ondan bahsederken Suşehri günlerini es geçmek olmaz… Yaz geldiğinde Suşehri’ne birlikte gitmek büyük mutluluktu. Bir keresinde otobüsle giderken yol boyunca birlikte bağıra bağıra şarkılar söylemiştik. Millet bize tuhaf tuhaf bakıp susturmak istese de susmamıştık. Suşehri’ne ayak bastığımızda Rukiye teyzemin yola kadar gelip bizi karşılamasını, anneannemin sevincini, içten merdivenli dede evinin o özel kokusunu, çiçekler ve ağaçlarla donatılmış o güzel bahçeyi unutamam. Esra ablamın Tolga abimle kavga yapıp babaannesine gidişini, ertesi gün tekrar gelişini, Alper abimin bize şarkı söyletip sesimizi kaydetmesini, kuş avlamalarını, kimsenin sevmediği ahır kokusunun bana çok güzel gelişini, tıngır tıngır sallanan portatif merdivenle çatıya çıkışımızı, kuyruğunu koparan köpeği, akşam tavukları yuvalarına kışkışlamamızı,, dedemin eski tuvaletini ve daha bir çok şeyi… Benim için sadece bir yaz tatilinde yaşanan o güzel günler hatıralarımda bir anı olarak kaldı. O anılarda yanımda hep Esra ablam vardı…


Anneannemden gelen temizlik akışkanlığı Esra ablama da sirayet etmişti. O da bir temizlik tutkunu… Her gün evin giriş kısmını bir güzel yıkardı. Gizemle bana da diğer görevleri verirdi. Biz onun kadar hünerli değildik tabii. O bu işi severek yapıyordu. Bu sebeple de anneannem tarafından seviliyordu.


Esra ablamın yaptığı yemeklerin tadına doyum olmaz. Çeşit çeşit ve farklı yemekler yapmayı çok sever. Eşi ve çocuğunun midesine hitap edici çok lezzetli yemekler yapar. 


Esra ablam çok iyi niyetlidir, merhametlidir, düşüncelidir. Hatta aşırı düşüncelidir. Bence hak etmeyenleri bile düşünecek kadar iyidir. Kıskançlık nedir bilmez, hiçbir şeye haset etmez. Akrabalık ilişkilerine önem verir, insanları arayıp sorar. Kendisine karşı aynı şekilde olmayanlara gönül koysa da onları üzmemek için belli etmek istemez. 


Şu sıralar küçüklüğümüzdeki gibi çok sık görüşemiyoruz. Hayat meşgalelerimiz biraz ayrı koydu bizi. Şu anda o tam bir “süper hala”. Her zaman görüşemesek bile o her daim kalbimin bir köşesinde ayrı bir yerde... Onu çok seviyor ve ona iki cihanda mutluluklar diliyorum…


Fethiye


Foto: Esra ablamın instagram hesabından












30 Eylül 2025 Salı

Sumud Filosu… Dosdoğru Yolda…

 



İslamiyetten önce Mekke’nin durumunu biliyorsunuz. Cahiliye dönemi denilen bu devirde kız çocuklarının nasıl diri diri toprağa gömüldüğü, kadına değer verilmediği, zenginin fakiri ezdiği, haklının hakkını arayamadığı bir ortam vardı. Böyle bir ortamda “Hılfu’l Fudul” yani “Faziletliler Hareketi”denilen bir hareket kuruldu. Haksızlığa uğramış bir kişinin hakkını sonuna kadar arayacağı üzerine and içti bu harekete katılanlar.  


Kaynaklarda antlaşmanın muhtevası genel hatlarıyla şöyle ifade edilmektedir: 


“Allah’a andolsun ki Mekke şehrinde birine zulüm ve haksızlık yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi ister kötü, ister bizden ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz; deniz süngeri ıslattığı ve Hira ile Sebîr dağları yerlerinde kaldığı sürece bu yemine aykırı davranmayacağız ve birbirimize malî yardımda bulunacağız” (Süheylî, II, 73).*


Peygamber Efendimiz (sav) de bu antlaşmaya dahil olmuştu ve bizzat haksızlığa uğrayanlar kendisine geldiğinde onların hakkını aramak için elinden geleni yapmıştı (İslam ansiklopedisinden olayları okuyabilirsiniz).


Şimdi biz bugüne gelelim… Şu anda dünyanın çeşitli yerlerinde büyük haksızlıklar yaşanıyor. Bebekler ölüyor, çocuklar acı çekiyor, insanlar işkenceler altında can veriyor. Bunların belki bir çoğundan haberdar bile değiliz. Ama haberdar olduğumuz bir yer var. Gazze…


Her gün Gazze’den gelen görüntüler ciğerlerimizi dağlıyor. 21. yy’ın dünyasında açlıktan ölen bir bebeğin hesabını Allah bizlerden sormayacak mı? Kardeşin can verirken senin elinden ne geldi? sorusuyla muhatap olduğumda vereceğim cevapların kemkümden ibaret olmasından çok korkuyorum. En azından birileri bir şeyler yaptıysa “onlara destek oldum, onlar için dua ettim, gözyaşı döktüm Allahım” diyebilmeliyim.


İşte o birileri çıktı ve tüm dünya insanlarının yüklerini sırtına alarak bir filo ordusu kurdular. Muhammed Emin Yıldırım hocanın dediği gibi bu zamanın Hılfu’l Fudul hareketiydi bu. Aydınlık vicdanlı insanların hareketiydi. Tüm iyilerin yolunun kesiştiği yerdeydiler… Zalimin karşısında, mazlumun yanında… Ve mazlumun hakkını almak için sonuna kadar direnmeye and içtiler… Gazze’ye yardım ulaştırmaya ve yardım yolunun sürekli açık olması için ablukayı kırmaya and içtiler. İçlerinde ne bir korku, ne bir tereddüt var... Emin adımlarla Gazze yolundalar…


İçlerinde Müslümanlar da var olmayanlar da… Çünkü bu bir insanlık savaşı, haksızlığın savaşı, gözler önünde her gün eriyen bebeklerin savaşı… Ve bu savaşa artık yürekler dayanmıyor. İnsanım diyen her Allah kulunun canı yanıyor bu vahşete. 


Ve Sumud Filosu… Zamanımızın Hılfu’l Fudul’u… Günümüzün Faziletliler Hareketi… O filonun içinde olmak da bir nasip meselesi bence… İçlerinde münafık olanlar da vardır muhakkak ama birileri o filoya katıldıysa bir yerlerde görünür görünmez Filistin davası için çırpınmış kişilerdir. Kimisi bu davayı dünyaya duyurmuş, kimisi bununla ilgili birçok yayın yapmış, kimisi boykotu hakkıyla yerine getirmiş, bir diğeri günlük ibadet rutinine Gazze’ye dair bir şeyler eklemiş, bir diğeri mitinglerde avazı çıktığı kadar bağırmış, birisi Allah’la olan bağını sorgulayıp kendine çeki düzen vermiş, diğeri bir çocuğun kalbine girmiş, bir diğeri tüm kazancını Gazze’ye yatırmış, vs vs. Şimdi biz neden o filoda değilsek yada dışarıdan dahi onu desteklemek için bir şeyler yapmıyorsak acaba neleri eksik yaptığımızı sorgulamamız gerekir. Bakın bu bir Müslümanlık davası değil! İnsanlık davası! O filoya destek veren herkes Ademoğlu. Yani Allah’ın yarattığı ilk insan ve ilk peygamber Adem (as)’ın çocukları… Her birinin din tercihi bambaşka… 


Kalpleri evirip çeviren Rabbim! Tercihlerini farklı yönde kullanan bu temiz yürekli kişilerin tercihlerini doğru yola sevkeyle. Kalplerini islama ısındır! Nasıl ki sen cahiliye döneminde kurulmuş bir Faziletliler Hareketinin içinde Nur-u Muhammedî’yi barındırdıysan, Sumud Filosu’ndaki tüm kalplerin içinde de o Nur’u parlat! Amin…


Fethiye


* https://islamansiklopedisi.org.tr/hilful-fudul#:~:text=Hâris%20%5Bveya%20Fudayl%20b.,ona%20yardım%20edeceklerine%20dair%20ahidleşmeleridir.


Foto: pinterest


Biyografi: Temiz Kalpli Halam

 



Biyografi yazılarında kişileri anlatırken genelde çocukluğuma giderim. Orada bırakılan güzel anılar beni yazmaya itiyor. Büyüdükten sonra herkesin kendine göre meşgaleleri oluyor. Her şey eskisi gibi olmasa da duygular, hisler değişmiyor.


Halamın da bende bıraktığı güzel anılar, hisler, duygular bambaşka. Onun ilk yeğeni oluşum, onun da benim tek halam oluşu buna sebebiyet verir belki. Küçüklüğümde Koşuyolu’nda oturuyorduk. Evin penceresinden bakarken uzaktan gelen dedem, babaannem ve halamı gördüğümde dünyalar benim olurdu. Sevincim utanca dönüşür, koşup giderdim onlara doğru… Halam bizde kaldığı zamanlar ise daha bir mutlu olurdum. İçerenköy’deki dede evine gittiğimiz zamanlarda ise dönüş vakti gelince orada kalmak için odadan odaya saklanırdım. Sonunda kazanan ben olurdum. Halamla birlikte yatardık. Sabah onun açtığı radyo sesiyle uyanırdım. Çok küçük yaşlarımda beni nasıl gıdıklayarak sevdiğini, yemek yedirmek için bahçede tabak elinde dolaştığını, benim için aldığı hediyeleri, sakız şişirmeyi öğretmesini, babaannemle birlikte elime kına yaktıklarını, babannemin getirdiği abur cuburları büyük bir zevkle yediğimizi hatırlarım. Müzik dinlediği zamanlarda bana şarkı söyleyen şarkıcıyı kast ederek “O mu güzel söylüyor ben mi?” diye sorardı. Halamın sesi bana daha güzel gelirdi. “Seeeen” derdim.


Halamın sakin bir yapısı vardır. Öyle kendini göstermekten, hava atmaktan, bir şeylerden gururlanmaktan hoşlanmaz. Kalbi temizdir, alıngan değildir, sabırlıdır, metanetlidir ve en önemlisi de merhametlidir. Kendini küçük görür de büyük görmez. 


Çocukları çok sever halam. Onlara görev olarak değil, severek bakar. Benim çocuklarımı bile kendi torunları gibi severdi küçükken. Aynı bana yaptığı gibi onların da ağzına bir lokma çorba koymak, onları uyutmak için uğraşırdı. “Sen evde çok yoruluyorsun, dinlen biraz” derdi. Evime geldiği zaman “Yapılacak bir iş varsa yapalım” deyip yükümü almaya çalışırdı. Bunu duymak bile benim için ne kadar kıymetliydi.


Halam benim için bu hayatta sevgisini içtenlikle hissettiğim kişilerden… Beni en doğalından ve çıkarsız sevdiğine gönülden inanıyorum. Ben de onu o şekilde seviyorum. Zor durumda kalsam ilk arayacağım, kapısını hiç çekinmeden çalabileceğim, derdimi anlatabileceğim biri o. 


Misafire karşı çok cömerttir. Elinden gelen ne ise her şeyi döktürür. Bunu asla gösteriş olsun diye, desinler diye yapmaz. Misafirine olan hürmetten dolayı yapar. Ayrıca kendi de birine misafir olarak gidince o kişinin işine yarayacağı çok güzel hediyeler götürür. Bu özelliği de babaannemden geliyor olsa gerek😌


Namazını ağır ağır kılar, sakin sakin okur duaları…Rabbiyle de bağı kuvvetlidir. Yaş aldıkça bu bağın daha da kuvvetlenmiş olduğu kanaatindeyim. Ayrıca onun öyle temiz bir kalbi vardır ki, üzülmeyi ve kırılmayı hiç hak etmiyor… Buna cüret edenlerin de karşılığını acısıyla göreceklerini düşünüyorum.


Rabbim halamı çok sevsin ve çevresini onun değerini bilen insanlarla donatsın inşallah…


Fethiye  

19 Eylül 2025 Cuma

Biyografi: Kur’an Hafızı Mustafa Dayım

Anneannemle dedemin altıncı yani en küçük çocuğu Mustafa dayım… Küçük olmasına rağmen şımarık olmayan dayım… Kur’an hafızı dayım… Hoca dedemin hoca oğlu… Babasının gurur kaynağı… Babamdan sonra gördüğüm ilk imam hatipli… Kitabı, kalemi, defteri eksik olmayan bir talebe… Sakinliği ve naifliğinin yanında Hakk’a karşı olanlara olan asabiyetini gösteren bir Hak aşığı… Ve yengemin annesinin duası olan dayım…

Bir Kur’an merasiminde Kur’an-ı Kerim tilavet ederken yengemin annesi “Allahım benim kızıma da böyle güzel Kur’an okuyan birini nasip et” diye dua etmiş içinden. Ve bir annenin kızı için yaptığı dua yıllar sonra kabul olmuş. Rab duymuş, sebepleri buluşturmuş, olmazları oldurmuş ve yengemle dayımı bir araya getirmiş. Akrabalar arasında eşine sevgiyle bağlı olan sadece yengemi gördüm ben. Herkes eşini sever ama bunu hissettirmek başka bir şey… Havva yengem bunu öyle güzel hissettirir ki… “O sevilmeyi hak ediyor” der. İnsanlar genellikle dışarıya karşı iyi olur, evde gerçek yüzlerini ortaya koyarlar. Ama bir insan kendi eşi için böyle güzel bir söz sarfediyorsa o eş gerçekten iyi bir insandır benim kanaatime göre. 


Küçüklüğünde hafızlık yapmak için İstanbul’a gelmiş ve bununla birlikte imam hatip lisesini de başarıyla tamamlamış dayım. İmam hatipli olmanın gururunu onunla hissetmiştim ben. Çünkü imam hatipli olmak hal ve hareketten, tavır ve davranışlardan belli olmalıydı. İslamın güzelliği yansımalıydı kişiye. Bunlar da dayımda fazlasıyla vardı. Hafızlığını bitirdikten sonra camilerde Kuran okurken dedem kendisini göstermesini ve bir yerlere gelmesini isterdi. Ama onu birilerinin görmesine gerek yoktu ki… Allah gördü onu… Ve birilerini sebep kılarak bir yerlere getirdi. Onun sessizliği başkasının sesi oldu. O sustu başkası konuştu. Ama sonrasında o konuştu diğerleri sustu… Çünkü artık herkes onu dinlemek için gelmişti…


Suşehri’ne gittiğimizde Esra ablamla bana cüz okutur, güzel sesiyle ilahiler söyler, bahçeye salıncak kurup bizi havalara uçurur, avluda bizimle voleybol oynar, çocuklarla da futbol maçı yapardı. Futbol ve yüzme hayatının vazgeçilmezleri arasındaydı. Dayım sanki bizim küçük abimizdi. Hatırlıyorum da ilk çocuğu Merve dünyaya geldiği zaman “dayım artık eskisi gibi bizimle ilgilenemez” diye düşünmüştüm. Kendi çekirdek ailesi de genişlemeye giderken, cemaatinin, okuttuğu öğrencilerin en önemlisi de ümmetin sorumluluğu üzerindeyken geride kalan geniş aileye zaman ayırmanın eskisi gibi olmayacağının da farkındaydım. Ama yine de onunla geçirdiğimiz güzel günleri her zaman özlemle hatırlarım.


Rabbim dayımın bastığı toprağı nur eylesin… Rızası doğrultusunda bir yaşam nasip eylesin ve bizleri cennette buluştursun inşallah…


Fethiye