28 Mart 2025 Cuma

Bu Gece, O Gece miydi Acaba?

 


Ramazan 29… Son on gün… Tekli gecelerden biri… İkindi vakti gökten boşalırcasına yağan bir yağmur… Milyonlarca damlalar… Sanki her bir damlada inen milyonlarca melek… Dünya gözüyle göremediğimiz Allah’ın âbid kulları… Yeryüzünü şereflendirmeye gelmişler sanki… Dünyalık olan bizlere Allah’ın rahmetini ve selamını getirmişler… Sanki dualarımıza âmin demek için gelmişler… Her bir müslümanı gözlemlemek için gelmişler… Kim bu özel günü değerlendiriyor diye izlemek için… Kendilerinden daha şerefli olan kullar kimler acaba diye merak ettikleri için…

Bir müslümanı görmüşler tevbesi göklere ulaşıyor… Diğer bir müslüman gözyaşlarıyla Allah’a yalvarıyor… Bir diğeri Kur’an okuyor… Bir başkası zikir çekiyor… Kimisi ilim öğreniyor… Kimisi dua ediyor… Kimisi namaz kılıyor, secde ediyor… Diğeri ise Peygamber (sav)’in tavsiye ettiği duayı tekrarlıyor… Hani Hz. Aişe annemize öğrettiği dua…Ama her birinin istediği ortak bir şey var… Affedilmek…Arınmış bir kul olarak bayrama ulaşmak ve bin aydan daha hayırlı bir geceyi hayırla tamamlamak… 


Ve seher vakti… Yani dünyadan ayrılma vakti… milyonlarca aminleri Allah’a ulaştırmak için heybelerine koyuyorlar… Yavaş yavaş dünyayı terk ediyorlar… Dünya böyle bir geceye ancak yılda bir kere şahit oluyor… Yani Kadir gecesine… Arayanlara ne mutlu… Bulanlar ise ne kutlu… “Peki sen Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin? O bin aydan daha hayırlıdır.”Sadakallahu’l azîm…


27 Mart 2025 Perşembe

Sen Hangi Müslüman Tipisin?


Fatih Çıtlak hocanın sahur program konuğu  olan Mustafa Akgül hoca üç çeşit Müslüman tipinden bahsetti.


  1. Ceviz Müslümanlığı
  2. İğde Müslümanlığı
  3. İncir Müslümanlığı


Bu tipleri islamı yaşama ve yaşatma noktasında incelersek şöyle yorumlayabiliriz: 


Ceviz Müslüman olan insanlar, dışı sert, davranışları kaba ama içleri ceviz gibi tatlı, kalpleri temiz, fedakarlık gerektiğinde çekinmeden yapan insanlardır. Bu kişiler kendilerinin farkına varıp “hilm ve nezaket” libasını üzerlerine giyerlerse tatlarından yenilmez olur. 


İğde Müslüman olan insanların dışı yumuşak, içi odunsudur. Dışarıda herkese karşı güler yüzlü, anlayışlı, aman efendim, canım efendim gibi hitaplarda bulunurken, kendi çıkarlarına ters düşen bir şeyle karşılaştıklarında birden canavara dönüşebilen tiplerdir. Programda isim vermeden bahsedilen bir kişi vardı. Bir tv programına konuk olmuş. Program öncesi kibar ve nezaketli davranışları herkesi çok etkilemiş. Bir ara yapımda çalışanlardan biri giydiği şalın görüntüye zarar verdiğini söyleyerek farklı bir şekilde yapmasını rica etmiş. Hanım birden çıldırmaya başlamış. 


Bu kişiler dışarıda hareketleriyle, konuşmalarıyla, oturup kalkmalarıyla, duruşlarıyla islamı temsil edip kendi içlerinde bu halleri yaşamıyorlarsa o zaman sıkıntı başlar. Bir zamanlar bir hanım tanımıştım. Kendince çok kibar, edepli, islami yaşantıya sahip, kitaplar okuyan vs bir hanımdı. Bir öğrenci grubunun içindeydik ve sınavlara çalıştığımız bir dönemdi. O da bizim başımızdaydı. Dışarıdan bir şey alınması gerekiyordu. Ve o hanım kendi kızının ders çalışmasına engel olmak istemediği için başka bir öğrenciyi göndermişti.


Ayrıca iğde müslümanı olanlar büyük hatalarını gizlemek için küçük hatalarını ön plana çıkarıp söylerler. Böyle olunca etrafındakiler kendisinin ne kadar iyi bir Müslüman olduğunu düşünür. Ancak bu durum tehlikelidir. Bu tip kişiler kendilerinin farkına varırlarsa iç alemlerine yönelmeli, bu huylarını terbiye etmelidir. 


İncir Müslüman ise olması istenilen Müslüman modelidir. İçi de, dışı da yumuşak. Yumuşaklıktan kasıt islamı temsil noktasında olmalıdır. Yoksa sesini çıkarmayan, her şeye tamam diyen, koyun gibi güdülen müslüman modelinden bahsetmiyorum. Müslüman yeri gelince Hak dava uğruna Hakk’ı savunabilmelidir. Bu Müslüman modeli bana Hz. Osman’ı hatırlattı. Peygamberimiz (sav), ondan bahsederken “Meleklerin haya ettiği kişi” diye bahsetmiştir. “Bu durum nasıl oluştu?” diye sahabe Hz. Osman’a sorduğunda kendine has mütevazılığıyla, “Benim yaptığım bir şey yok. Ben dışarıda nasılsam evde de öyleyim” demiştir. 


Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, Hz. Ömer sert bir insandı ama İslamiyet onu terbiye etti. Zamanında yorulana kadar kölesini döven bir insanken Müslüman olduktan sonra  karıncayı dahi incitemeyen bir insana dönüştü. Her birimizin karakteri farklıdır. Önemli olan o karakterleri islamla terbiye etmektir. Nitekim Rabbimiz kitabında sahabeden bahsederken şöyle demiştir:


“Muhammed Allah'ın Resulüdür. Beraberindekiler ise kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûda, secdede, hep Allah'ın lütuf ve hoşnutluğunu ararken görürsün. Yüzlerinde de secde izi vardır…” (Fetih Sûresi, 29)


Müslümanlığımızı ceviz ve iğdeden incire dönüştürebilir miyiz acaba?


kuranmeali.com 

sorularlaislamiyet.com 

Foto: shutterstock.com


18 Mart 2025 Salı

Tevekkül Etmezsen Soğuk Kalbine İşler

 


“Sen’den gelen her şey için emrin başım üzerine” diyebilmek iman kuvvetini gösterir. Bir nevi Allah’a tevekkül etmektir. Yani verdiğini şeksiz-şüphesiz kabul etmek, vermediğinde yada olaylar istediğimiz gibi olmadığında  “lütfun da hoş, kahrın da hoş” diyebilmektir. 


Ben sonbahar ve kış mevsimini çok severim. Farklı bir mutluluk verir bana. Sanki tüm kötülüklerin üzerinin örtülüp kabuğumuza çekildiğimiz zamanı hatırlatır. Dışarıda yağmur veya kar yağarken sıcacık evde oturup kitap okumanın veya örgü örmenin hazzı bambaşkadır. Birkaç gün önce havalar ısınınca, “Hemen ısınmasaydı havalar, soğuklar devam etseydi” demiştim. Dışarıda soğuktan donanları, evsiz barksız olanları düşünmeden lakayt bir şekilde söylediğim cümlelerdi bunlar.


Birkaç gün süren sıcak günün ardından bugün yaşadığımız kar soğuğu ve yağmur geldi. İstediğim olmuştu yani. Ve ben bu gün hastahanedeki işimden dolayı dışarıda vakit geçirmek zorunda kaldım. Rüzgarın şiddetinden şemsiyem bozuldu. Bir taraftan üşüdüm, bir taraftan ıslandım, bir taraftan hastaydım ve diğer taraftan da işitmek istemediğim sözlere maruz kaldım. 


Bu buhranın içinden çıkıp eve geldiğimde aklım başıma geldi. “Sen misin Allah’tan gelene razı olmayan. Al sana soğuk hava. İliklerine kadar üşü de aklın başına gelsin” dedim kendi kendime. Soğuğun kalbe kadar işlemesi de pek ağır bir şeymiş. Bunu da daha iyi anladım… 


Foto: istock.com 

5 Mart 2025 Çarşamba

Ramazan’da Cepheden Yazılan Bir Mektup

 

Rahmet mevsimini içine alan Ramazan ayı geldi çok şükür. Ramazan kimine rahmet ve merhameti, ibadetleri arttırmayı, Kur’an ile hemhâl olmayı, ahlakı güzelleştirmeyi, sabırlı olmayı hatırlatırken kimine de birbirinden süslü iftar sofralarını, lezzetli yiyecekleri, pideleri, tatlıları, börekleri hatırlatıyor. Biraz önce “Acaba iftara ne hazırlasam?” diye düşünürken karşıma arkadaşımın gönderdiği şöyle bir yazı çıktı. Çanakkale’de cephede bir askerin kızına Ramazan ayında yazdığı bir mektup şöyleymiş:


“Benim güzel kızım,


Bu gün, Ramazan’ın ikinci günü. Şeyhülislam oruç tutmayabilirsiniz diye fetva yayınladı ama benim içim rahat etmedi. Oruca niyetlendim. Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasaya benzeyen daha küçük bir ot) buldum. Onlarla sahur ettim. Gündüzü yeni siperler kazdık. Hiç susamadım. Taarruz arttı. Kafamızı çıkaramadık. Akşam olunca bir asker ezan okudu. Siperin içinde matara elden ele dolaştı. Herkes orucunu su ile açtı. Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum. Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş. Matara en son bana geldi. Geldi ama ben kendimden utandım. Arkadaşlarımın hepsi sahursuz oruç tutmuşlar. Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahcup hissettim. O gün oruçlu şehit olan

Erzurum’lu, Darende’li ve Yenice’linin hakkını nasıl öderim diye gözyaşı döktüm…”


Ne yüce gönüllü insanlar değil mi? Böylelerinin imanıyla kazanıldı vatan toprakları. Ama ben inanıyorum ki bu insanlar hâlâ yaşıyorlar aramızda. Onların hürmetine Allah’ın rahmeti üzerimizde elhamdülillah. Rabbim bizleri Ramazan’ı idrak eden ve kıymetini bilen kullarından eylesin. Amin..



15 Ocak 2025 Çarşamba

Sevinçten Ağlayan Gazzeli Çocuk

 

Sevinçten ağlayan bir çocuk gördünüz mü hiç? Çocuklar genellikle sevindiklerinde ya gülerler, ya hoplayıp zıplarlar yada şımarık hareketler yaparlar. Ben bugüne kadar sevinçten ağlayan bir çocuk görmemiştim. Ta ki bir Gazzeli çocuğu görene kadar… Savaşın bitmesinden dolayı olan sevinci duygulandırmıştı onu. Zaten o dünyaya bu duygularla gelmişti. Doğarken büyümüştü, emeklerken yürümüştü, oynarken savaşmıştı ve gülerken ölmüştü. Cennet ruhlu olarak geldiği bu dünyaya çok şey öğretmişti. Kafirin karşısında korkusuzca durmayı, Peygamberler mirası toprakları korumayı, şehadetin ne demek olduğunu ve ölüme gülerek gitmeyi öğretmişti. Çünkü ölüm onun için bir son değil, çok daha güzel bir hayata açılan kapıydı. Ölen her bir Gazzeli çocuk dünyadaki ölmüş kalplerin dirilmesine vesile oldu. 


Savaş bize çok şey öğretti. Gazze, Müslümanlar olarak hepimizin imtihanıydı. Mescid-i Aksa’yı korumak hepimizin göreviydi. Bu imtihandan yüzümüzün akıyla çıkabildik mi ona bakalım. Yoksa gidenler gitti, ölenler öldü, topraklar parçalandı. Kendi hedefleri uğruna dünyayı ateşe vermeye çekinmeyen pis bir milletin savaşı bitirme sözü ne kadar sürer bilemiyorum. En azından bir süreliğine rahat nefes alacak Gazzeli çocuklar. 



Ama korkun ey İtrail sürüsü! Ölmeyen her bir Gazzeli çocuktan korkun. Onlar koca yürekli küçükler… Geleceğin Ahmed Yasinleri, Haniyeleri, Sinvarları olarak büyüyorlar. Dünyaya sığmayan yüreklerini siz hiç bir yere sığdıramayacaksınız…


Fotolar: istock.com, instagram