25 Ocak 2026 Pazar

Ölüm… En Acı Hakikat…


Ölüm… En acı hakikat… Asıl yurdumuza yolculuk… Dünya hayatında hızla giderken frenleyişimiz… Kendimize gelişimiz… Unuttuklarımızı hatırlayışımız…


Son zamanlarda üst üste çok kayıplarla yoğunlaştık. Ölümün hakikati bir kez daha girdi hayatımıza. Bir hafta önce de eşimin yengesini kaybettik. Hastalığının başlaması, hastaneden çıkması, bakıma muhtaç olması ve dar-ı dünyadan ayrılması bir ayı bile bulmadı. Çok içimizden biri olduğu için ölümü büyük küçük hepimizi çok etkiledi. Her insanın hataları olur. Ölüm olmadığı müddetçe hatalar çok konuşulur, iyilikler ötelenir. Ama ölüm kapıyı çaldığı zaman  yapılan iyilikler gün yüzüne çıkar. Uzaktan yakından, tanıdık tanımadık baş sağlığına gelmeyen kalmadı. Memleketinden bir sürü insan akın etti.


Hastalıktan sonra eve çıkalı birkaç gün olmuştu. Eşi, kızları, oğlu, gelini etrafındalardı. Belki de birilerine muhtaç olmanın vermiş olduğu huzursuzluktan mıdır bilemem eşine “benden bezdiniz mi?” diye sormuş. O da “ben senden bezer miyim gülüm” demiş. Belki de istediği gibi onları bezdirmeden, kimseye fazla yük olmadan, çevrenin gözüne batmadan göçüp gitti bu dünyadan. Herkes şok oldu… Herkes çok üzüldü… Herkes çok ağladı… Kayınvalidemin eltisi ve arkadaşıydı. Uzun süre birlikte yaşamışlar. Hayatın zorluklarına birlikte katlanmışlar. İkisi de evlatlarını ahirete yolculamışlar. 


Misafiri çok severdi. Misafirliğe gitmeyi de… Herkes güzel anılardan bahsediyor onunla ilgili. Annesinden öksüz kalan bir kızımız küçükken onun evine rahatça girip çıktığında kendisine kızarttığı patatesten bahsetti, diğeri yeni gelin geldiği zaman ona özel verdiği hediyeden, bir diğeri hasta olduğu zaman onu teselli etmesinden, maddi durumu kısıtlı olan bir başkası eline sıkıştırdığı paradan, bir diğeri evinde ne kadar çocuk olursa olsun onlara hiç kızmamasından bahsetti… İnsan seven biriydi… Oturduğu yere taşınalı çok olmamasına rağmen bir sürü komşu edindiğine şahit olduk.


Bence kendisi iyi bir esnaftı da. Satış yaptığı bir dükkanı yoktu ama köyde yaptığı ürünleri satmakta çok hünerliydi. Çok da nasipliydi bence. Bu nasibi ardından okunanlara bile yansıdı. Daha toprağa girmeden 44 Kur’an hatmi yapıldı kendisine. Okunan Yasinler, Tebareke, Amme ve çekilen Kelime-i tevhitler de bunlardan hariç. Hâlâ da okunmaya devam ediliyor.


Eşi amca “beni hep frenlerdi” diyor. Gerçekten toparlayıcı olduğuna çok şahit oldum. Ailede birkaç kişi tartışıp ses yükselmesi olduğu zaman hemen araya girip ortamı sakinleştirmeye, durumu olumlu yönden anlatmaya çalışırdı. Kırgınlık, dargınlık olsun istemezdi. 


İşte… Bir hayat daha son buldu. Ölen yaptığı iyilik ve ibadetlerinden başka bir şey alıp götüremedi yanında. Ve bir ölüm daha bir kısmımızı kendine getirdi. Hızla giden hayatın frenine basmamızı sağladı. Bazı küsler barıştı. Söylenilen laflar şimdilik unutuldu. Tabii zaman geçecek, her şey küllenecek, dünyaya tekrar dönülecek. Umarım her şeye yeniden başlarken sükûnetimizi koruyabiliriz. Hırstan, kinden, nefretten, dedikodudan uzak kalabiliriz… Bundan emin değilim ama ümitliyim. Ümit vâr olmak boynumuzun borcu…


Dünya hayatı bir pazar yeri gibi… Hiç bir şeye çok değer atfetmeye ve bir şey için çok çırpınmaya gerek yok. Şair ne güzel söylemiş:


“Ana rahminden geldik pazara,

Bir kefen aldık döndük mezara”


Rabbim yengemizin mekanını cennet eylesin… Geride kalan ailesine sabr-ı cemil ihsan eylesin… Amin…


Fethiye 


Foto: istockphoto








6 yorum:

Adsız dedi ki...

Başınız sağolsun Fethiye Allah sevdiklerine sabır versin amin

Fethiye dedi ki...

Amin…

Adsız dedi ki...

Canım benim cok cok güzel kaleme dökmüssün duyğularını daha Türkçesi gercekleri yavrum evet bende tanıdım çok çok sevdim allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah bizlerede uyanış versin rabbim

Adsız dedi ki...

Havva kaya

Fethiye dedi ki...

Teşekkür ederim Havva abla Allah rahmet eylesin…

Mekke571 dedi ki...

Amin