Bir yakınım başına gelen şöyle bir olay paylaşmıştı: Yakın zamanda düğünü olan bir arkadaşı aramış. Yaklaşık 17 sene önce kendisinin düğününe geldiğini, ona altın taktığını söylemiş. Ama kendi düğününde aynı karşılığı göremediğini ve altını kendisine göndermesini istemiş. Düğün ve hediyeleşmeyle ilgili dinlediğim şu haber de bu yazıyı yazmama vesile oldu: Bir düğün sahibi, davet ettiği yakını düğününe icabet etmeyince o kişiyi icraya vermiş. Nitekim, kendisi onun düğününe gidip takı taktığı ve o takıyı borç gördüğü için böyle bir hakkı kendinde bulmuş.
Dinimizde Peygamberimiz (sav), hediyeleşmenin öneminden şöyle bahsetmektedir: “Hediyeleşme, insanlar arasındaki sevgi ve dostluğu geliştirir, muhabbeti arttırır. Kıskançlık, bencillik gibi kötü duyguları giderir hatta rızkın genişlemesine de vesile olur.” (Muvatta, Hüsnü'l-huluk 16; Müsned, II/405; Tirmizî, Velâ, 6).
Ancak günümüzde, düğünlerdeki hediyeleşme adeti insanlar için büyük bir yük durumuna geldi maalesef. Düğünde takılan hediye, düğün yapan kişiye yardım etmek ve onun bir eksiğini gidermek içindir. Ancak bu takılanı borç kabul etmek, aynısını beklemek, alamadığı durumda o kişiye gönül koymak, dedikodusunu yapmak, küsmek gibi davranışlar bir müslümana yakışmaz. Herkesin maddi durumu farklıdır. Bir kişi diğerine büyük bir meblağ taktıysa, diğerinin de buna gücü yetmiyorsa ne yapsın bu insan?
Hediyeleşme konusunda “şarta bağlı hediyeleşme” anlayışını terketmek zorundayız. Bir zaman önce yakınımın çocuğuna hediye almıştım. Bir iki gün sonra da annesi benim çocuğuma o hediyeye benzer bir hediye getirdi. Sanki borç vermişim gibi… Açıkçası hediye aldığıma mahçup oldum. Oysa ki ben, o kişiden beklenti içine girerek almamıştım o hediyeyi.
Bir de hediye beğenmeme yada yüksek meblağlı hediye kabul etme mevzusu var ki bu da işin en kalitesiz boyutu. Ahlak sahibi bir insan aldığı hediye karşısında (büyük olsun, küçük olsun) sevinir ve memnuniyetini ifade eder. Bir defasında bir yakınıma kitap hediye etmiştim, memnuniyetsizliğini öyle bir dile getirmişti ki çok bozulmuştum. Bir başkasının evine ziyarete gittiğimde de çiçek götürmüştüm, yüzüne bile bakmamıştı. Bu olaylardan nasıl bir ders çıkarmalıyım bilmiyorum.
Buna benzer hadiseler maalesef çok fazla. Yapmacık bir teşekkür ederek hediye sahibinin arkasından “vere vere bunu mu vermiş?” gibi konuşmalar, “bak ben ona şunu veriyorum, bakalım karşılığında o ne verecek” gibi beklenti içine girilen düşünceler, “o bana almadı, ben neden alacak mışım?” gibi söylemler, “şunu vereyim de daha arkamdan konuşmasın” düşüncesiyle verilen “sus payı” hediyeler, vs. müslüman ahlakına uygun olmayan durumlardır. Şarta bağlı hediye veren biri “sevap”tan mahrum kalır ve bu tür hediyeleşme durumları fitneyi ortaya çıkarır. Tabii işin sevap durumunu düşünen kaldıysa…
İnsanların giderek birbirinden uzaklaştığı, muhabbetin azaldığı, samimiyetin kaybolmaya yüz tuttuğu bir zamanda hediyeleşme mevzusunu da bu duruma getirdik ya daha ne diyeyim bilmiyorum.
Dünya yaşanmaz bir konuma doğru giderken yüzyıllar öncesinden gelen nebevî mesajlara sarılmak insanın içine su serpiyor. Hayat sadece bu dünyadan ibaret değil dercesine…
Fethiye
Foto: pixabay.com

